Erken saatte Viranşehir'de bir yeşil alana adım atıyorsun. İlk şey: sıcaklık farkı. Dışarıda ılıman bir hava varken, varsa bir ağaç gölgesine girdiğin anda hava belirgin şekilde düşer, kollarındaki tüy belli olur. Bu fizik kuralıdır, ama her seferinde sürpriz hissedilir.
Ses katmanlarının yeniden ayarlanması: varsa uzaktan gelen şehir uğultusu birkaç adım içinde geride kalır, yerine farklı bir akustik kurulur. Kuşların tek tek ayrı türden çağırışı, yapraklar arasından geçen rüzgarın sürekli "şşşş" sesi, çakıl ya da kuru yaprak üzerindeki kendi adımlarının "krak-krak" sesi. Günlük hayatta duymadığın bu detaylar burada baskındır.
Koku iki yönde gelir: yer seviyesinden — toprak nemi, kuru yaprak, az çürümüş organik madde, hafif ot kokusu. Hava katmanından — varsa ağaç reçinesi izi, açık alanlarda ise sadece rüzgarın kendi kokusu, hiçbir şeyle karışmamış temiz hava hissi. Bu kokular kafanın içinde başka şey aktive eder; "doğada olmak" hissi sözel değil, bu kokulardan kayıt yapılır.
Görsel tarafta: ışığın yapraklar ya da bulutlar arasından kırılması sürekli değişen, sabit olmayan bir aydınlatma oluşturur. Bu sahne her açık günde tekrar eder ama hiç aynı olmaz. Fotoğraf çekmeyi seven biri Viranşehir'de doğa alanlarında bu yüzden saatlerce oyalanabilir.
Açık, geniş bir alana çıkarsan tablo başka. Rüzgarın çimlerin üzerinden geçişi, uzaktan gelen belli belirsiz bir hareket sesi, güneşin cilde düz vuruşu — bu öyle düzenli bir ritim ki, beyin kısa süre içinde başlangıç stresini bırakır, ortamın kendi temposuna uyum sağlar. Bu fiziksel bir uyum, psikolojik değil; nefes düzeni yavaşlar, bu ölçülmüş bir gerçektir.
Viranşehir'de doğal alanda bir buçuk saat geçirmek, akşam saatinde iki saatlik bir şehir kafe seansından duyusal olarak daha tatmin edicidir.